09.08.2021, 20:40

Kabullenilmiş ırkçılık!

Hep dilimizde olan batılı emperyalistlerin, özellikle Afrika’da olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde sömürgelerinin olması ve bugün hala o ülkelerin resmi ya da gayri resmi yollarla, ya göbeklerinden ya da başlarından bunlara bağlı kalması bizi hep şaşırtan bir sonuçtur.

Öyle ya; nasıl olur da bir insan, bütün varlığını sömüren bu dev sivrisineklere hala düşman değil de dost, sömürgeci değil de medeniyet elçisi muamelesi yapabilirdi?
Oysa işin temelinde, neredeyse hemen hepimizde bulunan, “değiştiremediğimiz şartları benimseyerek normalleştirme” yeteneğimiz var. İşin bu kısmını uzmanlarına bırakıp devam edelim.

Uzun süre soğuğa maruz kalan insanların uyum sağlaması kadar doğal olarak gelişen, uzun süre köleliğe mahkum kalınca, bu durumu benimseyenlerin varlığı bize bir şeyler anlatıyor.
Bu kadar büyük ve belirgin boyutta olmasa da; toplumsal tabakalar arasında bulunan, gerek maddi gerekse manevi farklılıkları, yaşayanların içlerine sindirmeleri sonucu, bu durumları doğal görmeleri de benzer sonuçları doğuruyor.
Aynı şekilde ırklarından ya da renklerinden dolayı, nesiller boyu ırkçılık ya da ayrımcılığa muhatap olanların, artık bunu farkında olmadan benimsemeleri gibi tehlikeli bir sonuç ortaya çıkıyor.

Normalde de başarısız olan ya da suç işleyen birinin, kendisine taşıdığı ayrımcılık sıfatı nedeniyle haksızlık yapıldığını iddia etmesi kadar, neredeyse sıradanlaşan cinayet, saldırı, kaza veya kamu önünde haklarını kaybetme gibi durumlarda bile, kendisine ırkı ya da dini gerekçelerle haksızlık yapıldığını düşünmesi de bu minvalde bir zemin kaymasına sebep oluyor.
Kabullenilmiş ırkçılık ya da ayrımcılık diye bir şey var. Yapılan her muameleyi böyle izah etmek gibi ya da işlediği her haltı o hayali ırkçılığa karşı eylem olarak sunmak gibi. Kendisini saldırılan ve mahrum bırakılan taraf olarak hikayeye yerleştirdikten sonra, karşı gördüğü taraflardan gelecek her adımı saldırı görmekten kolay bir şey kalmıyor.
Sürekli ırkçılığa ya da saldırıya maruz kalmaya hazır bekleyen bir ruh hali ile yaşamanın yoruculuğunun yanında, toplum geneline de patlamaya hazır bomba olarak sunduğumuz bu ruh halinin bize dönüşü hiç hoş olmayacaktır.

Tipik olarak milletimizin geneline sirayet eden ve temellerinde geçen yüzyıllarda yaşadığımız acı ve yıkımların bulunduğu, gerçek payı olduğundan dolayı daha kolay benimsenen; “bütün dünya bize karşı, her an saldırmak için bekliyorlar” bakışı buna güzel bir örnektir.
Aynı şekilde, uzun yıllar her türlü haksızlığa maruz bırakılan Kürtlerden birilerinin başına gelen her işi, “kesin ırkçılık vardır” ön kabulüyle anlamak ve sunmak da bu konuda sık yaşanan bir örnektir.

Örnekleri, Suriyeliler ya da benzerleri ile çoğaltmak mümkün. Bir kötülük varsa kesin falanca grup yapmıştır. Ya da iyilik yapan kesin bizdendir.
Oysa; ne dünyada ne de ülkemizde, insanlar tek düze, fabrikada üretilmiş ve programlanmış robotlar değillerdir. Hatta öylesi robotlarda bile arada arıza veren, programının aksine hareket edenler olabilir. Parmak uçlarına kadar farklı yaratılmış insanların, içinde yaratıldıkları toplum ya da ırk nedeniyle suçlanması kadar, kendini suçlu ya da mağdur hissetmesi bir göz kaymasıdır, idrak yanılgısıdır.

Batıya karşı yaşadığımız son ağır yenilginin sonucu, doğu halklarının tamamında az ya da çok bulunan hayranlık hissinin ve hatta yeni neslin kendini bir yol bulup batıya atma hevesinin arkasında hep bu kabullenilmiş ayrımcılık hissi var gibi geliyor bana.

Bunu gerek fert, gerek ırk, gerekse ülke, hatta ümmet planında bir şekilde aşmak zorundayız. Bunun ilk adımı olarak; haber ve olayları değerlendirirken biraz daha fazla sağduyuya ihtiyacımız var. Ön yargı ve ön kabullerimizi elden ve gözden geçirmeye ihtiyacımız var.

Adem(a)’den bu yana insanlık, her türlü kavgaya ve haksızlığa maruz kaldığı gibi, her türlü iyilik ve güzelliğe, zenginlik ve feraha da ulaştı. Kimin kısmetinde ne varsa onu gördü. Değiştirme imkanımız olmayan ne şartlara uyum sağlayarak bugünlere geldik. Bundan sonrası da öyle devam edecek.

Şu hayatta bize özel bir durum yok. Dünyanın kanunu böyle. Yeter ki biz kendimize layık gördüğümüz hali elde etmek için gayret edenlerden olalım.
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@