Yunus Soyyiğit yazdı: Halepli Ömer'in hikayesi...

Mültecilere yönelik kirli operasyonların hız kazandığı son günlerde Suriyelilerin dramını yakından bilen yardım gönüllüsü, insan hakları aktivisti Yunus Soyyiğit Halepli Ömer'in hikayesini yazdı...

Yaşam 30.07.2021 - 21:16 30.07.2021 - 21:22

İşte yardım gönüllüsü, insan hakları aktivisti Yunus Soyyiğit'in dikkat çeken o yazısı:

Sıradan bir mülteci hikâyesi benimkisi!

Adım Ömer, 17 yaşındayım. Halep’te doğdum. Türkmen bir anne ile Arap bir babanın 8 çocuğundan en küçükleri olarak dünyaya geldim. Evimiz yüksek duvarları olan kocaman bir bahçeyle çevriliydi. Kardeşlerim, kuzenlerim toplanıp bir araya geldiğimizde o koca bahçe küçücük gelirdi bize. Yakalamaca, su savaşları ve kör ebe oynayışımızla akşam saatlerine kadar devam eden seslerimizi yıldızlar duyardı sanki, ışıl ışıl gülümserlerdi bize gök yüzünden. Babam işe giderdi büyük abimle. Nalbanttı benim babam. Anneme; “nalbat ne iş yapar” diye sorduğumda; “atların ayaklarının yere sağlam basmasını sağlar evlat” derdi. Baba mesleğini, abimin en büyük çocuk olarak devralması gerekirdi. Bu yüzden her sabah babamla gider, akşam dönerlerdi. Rahmetlik babasını annem hep anlatırdı. Çok iyi at biner, iyi silah kullanırmış. Fakat hafızlığı ve Kuran bilgisi ağır bastığı için talebelik yıllarından itibaren köyümüzdeki çocuklara hocalık yapmaya başlamış. Bir de yanık sesi varmış ki, o Kuran okuduğunda herkes ağlarmış. Annemin dedesi Anadolu’danmış. Annem anlatırdı ama ben hiç görmemiştim orayı. İçi ana-dolu bir yeri hayal etmiştim hep. 

Babamın babası Molla Dedem Cuma günleri namazdan sonra, evimizin avlusunda bizi toplar hikâyeler anlatırdı. O günlerde bir süper kahraman edasıyla dinlediğim dedemin maceralarını şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Dedemin babası; hem arkadaşı hem üstü olan Aksaraylı Mehmet Çavuş ile birlikte, düşman postalları Anadolu'yu ezmesin diye Çanakkale harbine katılmışlar. Göğüs göğüse girdikleri cenk aylar sürmüş. Düşman saflarından gelen bir kurşun Aksaraylı Mehmet Çavuş’un kalbine isabet etmiş. Büyük dedemin kollarında , “Salih, kardeşim; anası ölmüş bir kızım var. Anama bırakıp buraya geldim. Anam yaşlıdır, Öyle görüyorum ki Allah benim ömrümü burada tamamlayacak, sakın evladımı babasız bırakmayasın” diyerek kavuşmuş Rahmeti Rahmana. Büyük Dedem Çanakkale’den dönünce gitmiş bulmuş Aksaraylı Mehmet dedenin evini. Evladının şahadet haberiyle yüreği sızlayan yaşlı anacığı da hastalanıp yataklara düşmüş. Babaannem; yani Aksaraylı Mehmet Çavuş’un kızı o gün tanışmış dedemin babasıyla. Büyük dedem onu alıp büyütmüş,  oğlu Mehmet ile evlendirmiş. Babaannem çok uzun yaşamadı, hayal meyal hatırlıyorum birlikte geçirdiğimiz bazı anıları. Dedem bu hikayeleri her anlatışında, Anadolu’dan, Çanakkale’den, Kurtuluş Savaş’ından, bahsettikten sonra derdi ki; “kardeşi kardeşten ayırdılar, aramıza duvarlar ördüler, ama kalplerimizi ayıramayacaklar..!”

Çocukken duydukları insanın zihnine daha iyi kazınıyor. Dedemin mimikleri dahi aklımda. Sonra ne mi oldu; akşamları parlak yıldızları seyrettiğimiz evimizin avlusundan içeri ateşler dökülmeye başladı. İlk önce yıldızlar dökülüyor zannettim ama değilmiş. Anneme ne oluyor dediğimde “dünyaya sığamayanlar bizim evimizi de istiyorlar evlat” derdi. Bilmiyordum dünyanın bu kadar büyük olduğunu, bizim avlumuzun büyük bir yer kapladığını zannediyordum. Bir gece uykuda başımıza düşen ateş parçalarından dolayı babamı, iki ablamı, dedemi ve küçük abimi kaybettik. Annem, üç ablam ve büyük abim ile birlikte yolara düştük, nereye gittiğimizi bilmeden yürüyor gibiydik. Nereye gidiyoruz anne, diye sorduğumda Anadolu’ya evlat diyordu. Yalnız sen gelmeyeceksin,  dedi abime. Burada kalıp vatan için cihad edeceksin, tıpkı dedelerin gibi, bu topraklarda öleceksin. Yüreğimin bir tarafı enkaz altında kalmış halde dedemin anlattığı içi ana dolu olan bir memlekete gidiyor olmanın güvenini duyuyordum içimde. Bir tarafım ağlamaklı bir tarafım güleçti. Kaybettiklerime çocuk halimle ağlıyor, bizi neyin beklediğini merak ediyordum. Başımıza ne geleceği ile ilgili kaygılarımı dedemin anlattığı Anadolu’nun merhametli kollarında geçireceğimiz huzurlu günleri düşünerek üzerimden atmaya çalışıyordum.

Yıl 2021 Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yaşıyorum. Suriye savaşının acı bilançosundan payını almış savaşın çocuklarından biriyim. Kilis’ten girdiğimiz Türkiye topraklarında, buraya kadar sürüklenerek on yıl geçirdik. Okulumu tamamlayamadım, çünkü annem ve ablalarıma ekmek götürecek birine ihtiyaç vardı, erkek olduğum için küçük yaşlarımdan itibaren yakınımızdaki marketin manav reyonunda çalışıyordum. Gerçekten burası ana-dolu imiş. İnsanların büyük bir kısmından hem analık hem de babalık gördüm. Şu dünyanın yükü omuzlarıma ağır geldiğinde, bir selam ve gülümseme ile, bir kucaklaması ve sırtıma yumuşakça dokunuşu ile bana güç veren adamlar tanıdım. Adam dediğime bakmayın, ben buralarda adam gibi analar da tanıdım. Anadolu’yu dedemin anlattığı ana-dolu yapan adam gibi, merhametli analar. Allah’a onlar için dua ediyorum ve aklıma Aksaraylı Mehmet Çavuş geliyor. Bunlar olsa olsa O’nun torunları olabilirler diyorum. Yalnız bazıları da var ki sanki mayaları bu milletle aynı değil gibiler. Bizi mülteci olduğumuz için en uzun saatlerde çalıştırıyor, en ağır işleri bize yaptırıyor, aşağılıyor, her fırsatta durumumuzu yüzümüze vuruyor ve üç kuruş para karşılığı emeğimizi sömürüyorlar. Onlarla aynı yaşam hakkına sahip değiliz, onlar gözük takıyor; biz taktığımızda kızıyorlar, onlar denize gidiyor, biz gidince öfkeleniyorlar, güzel bir elbise giyip, iyi bir telefon kullanamayız; bu onları rahatsız ediyor, çünkü biz mülteciyiz.

Suriye’ye dönüp orada ölmeliymişiz, biz vatan hainiymişiz! Biliyor musunuz o kadar çok istedim ki, dedemlerle, babamlarla, kardeşlerimle beraber o enkazın altında kalmayı o kadar çok istedim ki.. Ama Allah’ın yaşamam ile beni tabi tuttuğu imtihanıma göğüs germeliydim. Bize adam olsanız memleketinizi savunurdunuz, diyorlar. Merak ediyorum on yıldır bizim memleketimizi kim savunuyor, bizim topraklarımızda kimler ölüyor? Geçen sene geride kalan abimin şahadet haberini gururla almış olmamız onlar için bir şey ifade eder mi? Sadece başımıza bomba yağdıranlar mıydı katil, yoksa bizi yüksekten boşluğa bırakır gibi bombaların altına atmak isteyenler de aynı mıydı? Dedemin söylediklerini çok iyi anlıyorum şimdi. Bizi kopardılar, aramızı açtılar, sınırlarımızı böldüler, isimlerimizi değiştirdiler. Ah dedeciğim; kardeşliğimizi de bitiriyorlar, bir görseydin!!
Ben Halepli Ömer. Suriyeli demiyorum çünkü vatanımızı bölüp, adımızı değiştirenlerin çizdiği çizgiler, haritalar zihnime işlemedi benim. Çanakkale’de ölen Aksaraylı Mehmed’in torunuyum. Şam cephesinde süngüsü ile düşmana yürüyen dedelerimin topraklarında mülteciyim. “Öz yurdumda garibim, öz vatanımda parya”. Ana-dolu zor zamanda kaçıp sığınılacak bir ana kucağıymış, öğrendim. Bizi ailemizden evimizden edenler şimdi ne yapmak istiyorlar bilmiyorum. Başımıza bomba yağdıranlarla defolun gidin diyenler aynı kanlı eller mi, merak ediyorum. Yurdumuzdan bizi göndermeye çalışan canileri anlıyorum. Ama onların dolduruşu ile bu yanlışa düşen Anadolu’nun evlatlarına kırgınım. Savaşlar öldürülünce değil, düşmana benzeyince kaybedilirmiş. Aynı cephede savaşmış dedelerin torunlarıyken, düşmanın yaptığını, bize, kardeşlerine reva görenler, Allah’a nasıl hesap verecekler?

Ben Halepli Ömer, Kudüs’e fatih olarak giren Ömer b. Hattab kadar Arap, Kudüs’ü düşmanın at nallarından kurtaran Selahaddin Yusuf Eyyübî kadar Kürt, Serdengeçtilerle hilafet sancağını Aksa’ya diken, Yavuz Sultan Selim kadar Türküm. Çanakkale’de büyük dedem, 15 Temmuz’da, cenk meydanında elimde Ana-dolu’nun bayrağı ben vardım. Belki bir Ömer HALİSDEMİR olamadım, ama Ömer HALİSDEMİR’in yürüdüğü yoldan yürümek için dua ettim. Dedemin şu sözü hiç aklımdan çıkmıyor, “aman oğul, gardaşın sana senden yardım istediğinde sırtını dönersen dünya yanar”. Yanmayacak dünya dedeciğim, rahat uyu. Yakmaya çalışanlara inat biz karıncalar, her daim ağzımızla da olsa su taşıyor olacağız!

Halepli Ömer; bütün mültecilerin ortak özelliklerini kendisinde barındıran bir düşünce kahramanıdır. Kahramanımız; Afganlı Abdulkadir, Doğu Türkistanlı Hakan, Afrikalı Mansur… Zulmün olduğu yerde mahzun olarak yaşamaya ve konuşmaya devam edecektir. Mülteci olarak geldiğimiz şu dünyadan asıl yurdumuz olan dâru’s-selâm’a kavuşuncaya dek; gariplere selam olsun…

 

Yorumlar (1)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@