30.12.2011, 00:00

İmralı’dan Silivri’ye...

Dini ve milli değerlerimizi koruma, vatanımızı müdafaa ve halkımızı maddi-manevi sahada müreffeh kılma mücadelesi, bu mücadeleyi verenler adına daima sıkıntılı ve ızdıraplı olmuştur. Bu uğurda bedel ödemeye de daima hazır olunmalıdır. İslam Tarihi bunun örnekleri ile doludur. Asrı Saadet’in her iktidar döneminde bedel ödenmiştir. Önce İslam devlet başkanları Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ile oğlu Hz. Hasan, (radiyallahu anhum) derin sivri güçler tarafından (kimi zehirlenerek, kimi Kur’an-ı Kerim okurken, kimi secdede katledilerek) şehit edildiler. Ehli Beyt’in incisi, büyük Şehit Hz. Hüseyin (r.a) ve ailesinin zalim Yezit iktidarına karşı

Kerbela’daki mücadelesinin bedeli, kalemlerin yazamayacağı, dillerin anlatamayacağı kadar ağırdır, acıdır, ızdıraplıdır. Merhum Şehit Adnan Menderes ve ailesinin dramı ve çilesi de, Ehli Beyt’in Kerbela faciası gibidir. Suçları sadece halkın mutluluğu ve ülkenin kalkınması için çalışmak olan bu ailenin dramı mutlaka dizi yapılmalı ve gelecek nesillere bu kahramanlar tanıtılmalıdır. Başbakan Menderes’in, 1959 yılının 17 Şubat sabahı İngiltere’ye giderken, Londra yakınlarında hâlâ bilinemeyen nedenlerden dolayı uçağı düştü. Yolcuların çoğunun öldüğü bu uçak kazasından sağ salim kurtulan Menderes, 2 yıl sonra da Ergenekon haydutları eliyle idam edilerek şahadet şerbetini içti. Merhum Menderes bacanağı Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’la beraber Mason odakların talimatlarıyla, Yassıada’da formalite icabı yargılanıp, 17 Eylül 1961’de İmralı adasında idam edildiler.. Bir aileden iki bacanak siyasi kurban verildi. Adnan Menderes ailesinin üç erkek evladının da sonu bize Kerbela sahnelerini hatırlatır: Büyük oğul Yüksel Menderes, 1972 senesinde banyoda ölü bulundu. İntihar süsü verilen bu suikastta, kendisine ait olduğu iddia edilen ‘veda yazısının’ sonradan asılsız olduğu, başkası tarafından yazıldığı ortaya çıktı. Ardından diğer oğlu Mutlu Menderes de Ankara’da şüpheli trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. En küçük oğlu Aydın Menderes abimizin hayatı da çile ve ızdırap doludur. Konya milletvekili iken babası gibi 12 Eylül 1980 ihtilalinin yasaklı mağduru olur. 1996 yılında Refah Partisi’nde siyasete devam ederken Afyon Sandıklı ilçesinde abisi Mutlu gibi trafik kazası geçirir ve boyundan aşağı tüm vücudu felç olur. Bir ailenin üç evladının, yaş sırasına göre siyasi sahadan tasfiye edilip, hayata veda etmeleri düşündürücü değil midir? Merhum Aydın Menderes abimiz ile 1994 yılında Rize Belediye Başkanlığımız döneminde tanışmıştık. Rize sahilindeki İsmet İnönü Bulvarı’nın ismini, Şehit Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirmiştik. “Neden İsmet İnönü ismini kaldırıp, Adnan Menderes ismini yazdırdınız?” diye soran medya mensuplarına ‘katille maktul yer değiştirdi’ diye cevap verince, merhum Aydın Menderes abimiz telefonla arayıp tebrik ve teşekkürlerini bildirmişti. 21. Dönem milletvekilliğimiz sırasında da unutulmayacak anılarımız oldu. Bir gün, bir akşam namazı meclisin mescidinde namaza girdim ve cemaate uydum. Çok güzel sesi ve tecvitli kıraati olan imam selam verince, namazı kıldıranın Aydın Menderes abimiz olduğunu görünce şaşırdım. ‘Bu güzel okuyuşu nerede öğrendin’ diye sorunca: “Merhum babam (Adnan Menderes), Başbakanlık konutuna gizlice imam (merhum Hafız Şerafettin) getirtip bizlere Kur’an-ı Kerim’i ve İslam bilgilerini öğretirdi...” diye cevap verince bu aileye sevgim ve hürmetim daha da artmıştı. Partimizin milletvekillerinin Antalya’daki toplantısına giderken, Sandıklı’da trafik kazası geçirdiğinde, kazadan yarım saat sonra yanına ilk ulaşanlardandım. Hastanede bir kilimin ortasında upuzun yatıyordu. Bizi görünce şaşırdı ve sevindi. Orada da metanetini korumuştu. Kendisini “Geçmiş olsun abi, Allah şifa versin” diye teselli etmeye çalışırken, “Hocam biz kadere iman etmişiz. Ailece çilelerle birlikte yaşadık. Takdir ne ise o olur. Allah’ın (cc) lütfu da hoş, kahrı da hoş. Biz ölüm dâhil her çileye hazırız” diyerek üzgün olan bizleri teselli etmeye çalışmasını unutamam. Tam 16 yıl tekerlekli sandalyeye bağlı felçli bir hayat... Şikâyet yok, isyan yok, yılma yok. Sabır var, tebessüm var. Ve yılmadan insan hak ve özgürlüklerin hâkimiyeti için çalışma azim ve kararlılığı var. Mücadele var. Bu asırlık mücadele şimdi meyvelerini vermeye başladı elhamdülillah. Ankara merkezli Kerbela misali Yassıada facialarının patronları, günümüz zalimleri, şimdi Silivri’de hesap veriyorlar. Tavsiyem; Silivri Cezaevi hemen kapatılmalı, mahkûmları da İmralı’ya taşınmalı ve Yassıada’da yargılanmalıdırlar. Sultan Abdülhamid’in tutuklanmasıyla başlayan İttihat ve Terakki zulmünün doruk noktasına erdiği 1960 ihtilalinin baş mazlumu Başbakan ve arkadaşlarının hapsedildikleri ve asıldıkları İmralı

Cezaevi ile yargılandıkları Yassıada mahkemesi, gerçek mahkûmlarına kavuşmalıdır. Merhum Aydın Menderes bir yıl evvel, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada: “Babamı gittikçe daha çok özlüyorum. Sadece babam olduğu için değil. Kendisi o gün bugündür, siyasette yerine kimseye koyamadığım bir şahsiyet. Onun zamanında dillendirilen sorunlar bugün halen tartışılıyor. O gün demokrasi, laiklik, dış borçlar tartışılıyordu. Bugün de aynı konular halen tartışılmaya devam ediyor. ...1950 öncesi insanların gözünde öfke ve korku vardı. 1950’deki değişimin temelinde DP vardır. Değerli bakanlar ve Adnan Menderes vardır...” sözleriyle merhum babasına olan özlemini dile getirmişti. Şimdi merhum şehit babacığına, onları çileyle büyüten merhume anneciğine ve şehit abilerine yine bir şehit olarak kavuştu inşallah. Hasret bitti, özlem sona erdi. Ruhları şâd olsun. Makamları cennet olsun. Allah cefakâr, vefakâr ve sadık eşi Ümran Menderes Hanımefendi’ye sabır ve sağlık ihsan etsin. Milletimizin başı sağ olsun. www.sevkiyilmaz.net Not: Nasip olursa bizlerin de katılacağı Nadide Turizm organizesiyle aşkın ve şifanın merkezinde UMRE ziyareti için ön kayıtlarda acele ediniz! Kayıt ve bilgi için 0212 616 92 26 – www.nadidehac.com

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@