24.01.2014, 00:00

Dini temsil hastalığı.

-İnançlarını özünden saptırarak dini tanınmaz hale getiren ve bütün peygamberlerin ortak çağrısı

olan hak dini paramparça edip birbirine düşman gruplara ayıranlara gelince, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Ne onları izlemekle yükümlüsün, ne de yaptıklarından sorumlusun. Onların işi, ancak Allah’a kalmıştır; zamanı gelince yaptıkları her şeyi onlara bildirecek ve Allah cezalarını verecektir. (Enam S.159)” Ayeti Kerimesinde belirtilen ‘din temsilciliği hastalığı’ sebebiyle; asırlardır tarikatlarda, cemaatlerde, siyasi ve sivil toplum örgütlerinin çoğunda Müslümanlar birbirleriyle kavgaya ve savaşa devam ediyorlar! Bir grup diğerini tekfir ederek hatta kendi grubunda olmayanlara selamı bile esirgiyorlar! Afganistan, Pakistan, Irak vs. ülkelerde İslami çizgide olduğunu iddia eden partiler, tarikat ve cemaatler sırf ırkçılık kavmiyetçilik ve “Dini biz temsil ediyoruz” iddiası ve hastalığıyla senelerdir birbirini utanmadan ve Allah’tan korkmadan tekfir ediyor ve işi cinayetlere vardırarak birbirlerini öldürüyorlar. Liderlerin yanlışında hikmet, şeyhlerin yanlışlarında keramet gören bu saf kitlelerin dini ve vicdani duyguları sömürülerek birbirlerine düşman edilmeye devam ediliyor. Din temsilciliği hastalığı sebebiyle; ilmi ve siyasi öncülerin ve şeyhlerinin yanlış yapmayacağına inandırılmış bu kitleler Adeta Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye’den önce liderlerinin veya şeyhlerinin sözüne önem veren cahil ve fanatik bir topluluk haline dönüştürülmüşlerdir. Müslümanın ırzı, malı ve canı Müslümana haram iken öncülerinin talimatıyla mü’min kardeşine silah çekebilen, ırzına iftira atabilen ve malına göz dikebilen düşüncesiz ve acımasız bir toplum haline gelebiliyorlar. Her bir inanan şunu açık ve net bilmelidir ki; İslam Dinini hiçbir fert ve cemaat temsil edemez! Çünkü din temsil edilmez. Din, yaşanır. ‘Din ilaçtır’ gerçeğine ne zaman dönüp birleşeceğiz ve kardeş olacağız? Hz. Âdem (a.s)’dan itibaren Peygamber Efendilerimize gönderilen İslam Dini, o devrin alimleri tarafından çıkarları gereği dini biz temsil ediyoruz oyunuyla başka dine dönüştürüldü. Hahamlar ve Papazlar kendilerini din temsilcisi yerine koyarak haramların bir çoğunu helal, helallerin bir kısmını da haram ilan ederek İslam Dinini Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa dönüştürüverdiler. İslam Aleminde ise; bu din temsilciliği hastalığı Yezid melunuyla başlayan ve Müslümanlara yutturulan bölücü ve yok edici bir zehir olmaya devam ediyor. Sevgili Peygamberimizin ilk halifesi Hz. Ebu Bekir’in (r.a) Devlet başkanlığında kullandığı başkanlık mührü ve imzası “Halifetü Resulullah” unvanıydı. Hz. Ömer(r.a) ise, “Bu sıfat Hz.Ebu Bekir’e yakışır ben utanırım” dercesine unvanını küçülterek, “Emiril Mü’minin (Müminlerin yöneticisi) imzasını kullandı. Kendinden sonra gelen Hz. Osman (r.a) ve Hz.Ali (r.a) Efendilerimiz de Emiril Mü’minin unvanını kullanmaktan şeref duydular. Âmâ Yezit melunu Kerbela’daki namaz kılan askerlerine, Büyük İmam Hz. Hüseyin(r.a) ve ailesini şehit ettirecek bir unvan uydurdu kendisine ve: “Elhalifetu zıllullahi filardı” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olan halife) imzasını kullandı. Ve bu imza 14 asırdır birçok yerde kullanılmaya devam ediliyor. Haham ve Papazların yaşattığı İslam’a aykırı olan bu uygulama, Yezit eliyle İslam’a girdi ve bu bid’at önce Şia taraftarlarının değişmez akidesi oldu. Yani Şia, imamet konusundaYezit’leşti. Şia bugün bile halen imam masumdur (Yani öncüler hata etmez günah işlemez) yanlış ve batıl akidesini imamlar masumdur karinesi haline getirerek İman’ın adeta 7. şartı olarak dine soktular. Ehli Sünnet İmamları ise başta İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik ve İmam-ı Hanbel Efendilerimiz, Peygamberler dışında kimsenin hatasız ve günahsız olamayacağı fıkhını yaşayarak ve bedel ödeyerek yazdılar. Böylece örnek aldıkları İmamları Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki kanıyla yazdığı “Biat ve İmamet” hukukunu, Ehli Sünnetin değişmez fıkhı haline getirdiler. Bu büyük ilim önderlerinden asırlar sonra da “Şia’nın bu Yezidi din temsilciliği hastalığı” Ehli Sünnet toplumuna da sirayet etmiş. Bilhassa cemaat, tarikat, partilerdeki öncüler: tartışılamaz, günahsız birer ruhani lidere yani ruhbana dönüştürülmüştür. Bu yüzden

asırlardır Müslümanlar birleşemiyor. Birbirleriyle savaş ediyorlar. Yer yüzündeki Müslüman gruplar, ‘dini biz temsil ediyoruz’ hastalığını terk etmedikçe birliğimiz ve kardeşliğimiz ve güçlenmemiz asla gerçekleşmeyecek! İnsan; aklını, vicdanını ve cüzdanını bu öncülere ipotek ettirdiği sürece ineğe de mürid olur sineğe de! Hindistan’da beyaz ineklerin milyonlarca müridi (taraftarı) olur da, kendini İlahlaştıranların, Mehdileştirenlerin, Papazlaştıranların, Hahamlaştıranların, Bel’amlaştıranların ve Yezidleştirenlerin aldatılmış saf temiz milyonlarca müridi, taraftarı olmaz mı? İneğe, ateşe, ata, ite ve puta tapanların aklı yok mu? Demek ki akıl tek başına doğruyu bulmamızı ve gerçeği görmemizi sağlayamıyor. Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye uymayan, Peygamberlerin mübarek yollarını bilmeyen ve Eşsiz Önderimiz Hz. Muhammed (s.a) Efendimizin izinden ayrılan ipotek akıl, insanı yanıltır ve saptırır. Şeyhlerine, siyasi ve ilmi liderlerine neden ve niçin diyerek soru soramayan! Yanlış ve hatalarında kendilerini uyaramayan topluluklar ve etrafındaki dalkavuklar hem kendilerine hem öncülerine hem de ülkelerine ve hem de dinlerine zarar verirler. Ve vermeye devam ediyorlar. Kişinin gerçek dostu, her kararı alkışlayan değil, yanlışları çekinmeden söyleyenlerdir. Liderlere ve şeyhlere tapmayalım diye Allah o kullarına hata ve günah işleterek, o kişilerin ardından giden taraftarlarını şirkten ve küfre düşmekten kurtardığını hiç düşündük mü? O halde; “Dinlerini paramparça eden ve bunun sonucunda, paramparça olan her grubun kendi sahip olduğu bilgi kırıntıları ile haklılık iddia edip övündüğü düşman gruplara ayrılan kimselerden olmayın! (Rum S.32)” ilahi mesajına uyarak, Allah’a isyan alemini tekrar İslam Alemine dönüştürelim. Asr-ı Saadetteki sorgulayıcı ve hesap sorucu ruhu yeniden canlandırarak akıllarımızı birilerine ipotekten kurtaralım. Tarikat, cemaat, siyasi ve sivil toplum örgütlerinde asırlardır devam eden tek akıl yönetiminden İslam’ın emrettiği kollektif akıl yönetimine dönelim. Rabb’im; hak ve hakikat merkezli bir inancın müntesibi olan biz kullarına İslam’ın şiar’ını, nebilerin şuurunu, sahabenin şiir gibi hayatını anlamayı ve yaşamayı nasip etsin. Amin.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@